İŞVERENLERIN DEĞIŞEN, DEĞIŞMEYEN YÜZÜ
İYİ MİMARLIK – İYİ İŞVEREN

Dr. HAYDAR KARABEY

Mimarlık, esas olarak; atölye'de, stüdyoda, büroda tek başına üretilebilecek bir meslek degil. Bir işvereni var.
Ama, zaman zaman, “Sorulmamış” sorulara da yanıt aramaya kalkışmak, bence mimarlığın önemli sorumluluğu. Sorulmamış soruları ve olası yanıtları, gereğinde medya araçlarını da kullanarak veya sivil toplum örgütleri ile de çalışarak toplumla paylaşmak gerektiğini düşünüyorum. Bu da mimarlık mesleğinin toplumsal sorumluluğu oluyor.
Diğer yandan, günümüzde, tasarımın temsili varlığının da bir degeri olsa da, gene de işverensiz bir “ürün” vermek çok zor.
Bir kere iyi bir araştırmanın, iyi bir projenin maliyeti çok yüksek. Kentte varoluşunu sürdürebilmek, işletme giderleri, ücretler, ayrılan zaman, verilen emek, büro donanımı, özel bilgi, hardware, software giderleri de tasarım maliyetini yükselten unsurlar.
Sonra işverenin sorusu sorunu esas belirleyicilerden biri, sorunun niteligi tasarımın da niteliğini belirliyor.
Esasen, işverenin kaynaklan kullanılarak yapı üretiliyor.
Böylece, işverenin mimarlıktaki belirleyiciliği ortaya çıkıyor.
Mimari tasarımı, alelade bir biçimlendirme yapı üretme faaliyetinden daha öte bir anlama taşıyabilmek için; sağlam bir soruya, soruna dayandırmak yani doğru bir yanıt için doğru soruyu sormak gerekiyor. Gerektiğinde, daha ileri giderek, sorunun soruluş biçimini de sorgulayabilmeli. Çünkü bazen çözüm, öngörülenden daha kolay, daha yakında olabilir.
Modern dönemin mimarlık tarihini biraz "sözleşmeler" belirliyor da diyebiliriz. Bu nedenle zaman zaman meslek Etik' ine sığmayan iş alma (iş kapma mı demeli) yöntemleri de yürürlükte. Çevremizde, bu yöntemle yapılmış "Faili meçhul" "mega yapılar" yükseliyor.
Mimarlığın uzun geçmişine karşın, ülkemizde işverenle mimarın ilişkilerini düzenleyen gelenekler ve kurallar henüz oluşmadı. Daha doğrusu, varolanlar yitirildi, yenileri de geliştirilemedi demeliyiz. Herkes kendi yöntemini, duruma göre yeniden üretiyor.
Yazlı RIBA (Royal Instıtute of British Architects) Kurallarına göre, İngiltere' de, bir inşaatta, ilk taşı koyma, çatıyı örtme, binayı hizmete açma törenleri yapılmalıdır. Bu işi işveren düzenler ve mimar bu törenlerin en önemli onur konuğudur.
Burada projenizin yapımına başlanırken (temel atma törenine bile) çağrılmayabilirsiniz. Bazan tasarımınız, projeniz einizden kopar gider... bakakalırsınız. Müteahhit-Malsahibi ile oluşturduğu üçgenin en zayıf halkasıdır Mimar ve proje bir kez elinden çıktıktan sonra en kolay dışlanan kişiye dönüşebilir.
Bir proje elde ettikten sonra, bildiğini okumaya girişen işverenler de yok değil. Bunu engelleyebilmek için, onaylı, sağlam ve kontrolluk sürecini de kapsayan sözleşmeler gerekiyor.
Bence, artık, bu türden “premodern” ilişkiler dönemi kapanacak. Giderek daha “kurumsal” işverenler ile iş yapar olacağız. Bu nedenle, mimarlık ofislerinin bu yönde örgütlenmesi ve kendilerini de kurumsallaştırmaları gerekiyor.
Çağdaş bir ilişkiler sistemi ve “etik” bu yeni dönemin ilişki biçiminde yeniden tartışılmalı diyorum.
…………………………….
Işveren kategorilerinden söz edilebilir: bireysel, ticari, kurumsal, kamusal… gibi.
Ama bu durum, karşılarında alınan pozisyonları dolayısıyla mimarların da kategorize edilmesini gerektirebilir… işbitirici, işdağıtıcı-imzacı, müteahhit için çalışan imzasız mimar…
Gerilim, tansiyon, iktidar. Mimar dünya görüşü ile her durumda yorum getirebilmeli.
Ben ve öteki durumu yaratılmamalı.
Sorun entellektüel kimlik ile reel dünyanın ayrışmasından, kopuşundan kaynaklanıyor gibi.