YENİ “TİP OKUL” PROJELERİ VE BİR ÖZELEŞTİRİ…

Dr. HAYDAR KARABEY

Yenimimar’da yayınlandı. Nisan 2005


Kutu kutu yapıları beğenmemişler.
Haksızlar diyebilir miyiz?
“Ne yapsak” demişler. Çağa da damgalarını vurmak, “anıt”lar yaratmak istiyorlar her “iktidar” gibi (bakınız: Semazen Heykeli, Haliç Köprüsü, Fatih anıtı…)
İyi diye, güzel diye bildikleri tek mimari: Osmanlı, Selçuklu.
Bu bilgi, elbette siyasal tercihler ile de örtüşüyor. Kültürel birikime de dayalı tercihlerin gelişkin, çağdaş karşılıklarını bulabilmek çok kolay değil demek ki. Hem zaman, hem de belirli bir eğitim biçimi gerekli. Şimdi, bizler, bu tercihleri tartışabilecek durumda mıyız, ona bir bakalım.
Bizler (çağdaş Türk mimarlığı adına / eğitim tesisleri alanında) acaba anlamlı alternatifler sunabildik mi?
Kutu kutu eğitim yapılarının sorumlusu kim?
Marmara depremi sonrasında açılan kampanyalarda Borsa, Koç Grubu ve başka bazı guruplar eğitim tesisleri yapmak istediler. Akıllarına elbette öncelikle Mimarlık Fakülteleri geldi. Onlarca tip proje üretildi oralarda. Bunların mimari, pedagojik nitelikleri üzerine yorum yapmak istemiyorum…
Bu forumda resimlerini görüp irkildiğiniz tüm “yeni” projeler biraz da onlara karşı gösterilen bir tepki. Karşı çıkmadan önce bunları düşünmek gerek. Bu projeler burada, İstanbul Borsa salonunda sergilendi. Yukarıda andığım projecilerden hiç birinin o sergiye gitme zahmetine katlanmadığını biliyorum.
Peki adamlar ne yapsın?
Soruları doğru, yanıtları (bize göre) yanlış.
Bu da bir şeydir. Hiç olmazsa bir soru sormuşlar. Soru sormak önemlidir, bir başlangıçtır biliyorsunuz.
Burada, bir dakika durup kendimize bakalım. Dünyanın hiç bir yerinde hiç bir dönemde bu işler kolay olmadı. Modernistler kaç kitap yazdı, kaç sergi açtı acaba; günceli yakalayıncaya kadar; çağı, konumlarını, tavırlarını anlatabilinceye kadar.

Son dönemde bunca eğitim tesisi projesi üreten üniversitelerimiz; “biraz da asıl işimizi yapalım bari” deyip; bir sergi-panel düzenleyip, oraya da Milli Eğitim Bakanı ve bürokratlarını çağırıp; bakın çağdaş eğitim tesisi tasarlamanın kriterleri, yöntemleri budur; pedagoji, sosyoloji, tarih, birikim, kültür, mimarlık… bunu gerektirir dediler mi?
Üniversitelerimiz, “şaibeden uzak bir yöntemdir” denerek kendilerine verilen görevlerin üzerine atlayıp mimari egolarını da tatmin etmek amacıyla derhal eğitim tesisi tip projeleri üretmese idi, bu konuları bir açık tartışmaya açsaydı, şimdi böyle mi olurdu durum. Üniversitelerimizde her yıl Eğitim Kongreleri yapmak yerine bir defa da Eğitim Tesisleri Kongresi yapsaydık ya.
Bir kez daha soruyorum: mimarlık okullarımızda bu konularda bilgi üretiliyor mu, üretiliyorsa nerede?
Aslında, mimarlık eğitiminin favori konularından biri olan eğitim tesisleri konusunda belki de öğrencilerinin projeleri, kendilerinin önerdiklerinden bile daha nitelikliydi.

Ayrıca, biz “serbest” mimarlar, kamuoyuna, yöneticilere derdimizi anlatabiliyor muyuz? Bir kez daha sorayım: Zaman zaman haklı olarak bu forumlarda dokundurduğunuz yeni kuşak mimarlarımız arasında, “felsefemi anlatayım” yerine bir kez de “bilgimi paylaşayım” diyenimiz kaç kişidir?
Toplanıp, birbirimize zaten bildiğimiz marifetlerimizi anlatıp kasılmak yerine, biraz da doğru bildiklerimizi başkalarına anlatmaya çalışsaydık ya.
Bakanlarla, bürokratlarla düzgün iletişim kurmaya çalışan, aynı masaya oturabilen bir Oda temsilcimiz, bir Meslek temsilcimiz var mı?
Herhalde, İsviçre’de bile, bir Bakan, “gel Karabey, sen bu konuda kitap yazmışın, sana da bir danışalım” demez.

“Çuvaldız”dan sonra, gelelim “iğne”ye:
Gençlerin görüşlerini konuk eden web sitelerinde en çok tartışılan konu ne görmüyor muyuz? “Daha iyi render” nasıl yapılabileceği… Bir tür “daha marifetli olma” yarışı yani. Böyle eğitime de böyle gençlik. Neden “genç” mimarlarımız, öğrenciler bir kere olsun alternatif tasarımlar üretip bir sergi açmaya kalkışmıyorlar? Ne yasal, ne ekonomik bir engel var buna.

Tekrar soralım: Adamlar bu durumda ne yapsın?