EĞİTİM YAPILARI İÇİN (DE) İYİ MİMARLIK GEREK

Dr. HAYDAR KARABEY

Tanıyabildiğimiz, tanımlayabildiğimiz en gelişmiş canlı varlık insan.

Insan, çağlar boyunca yaşadığı dünyası üzerinde, çevresi, çağı, toplumu içinde öncelikle varlığını sürdürebilmek sonra da anlamlı kılabilmek için ilişki kurmak, öğrenmek, gelişmek, davranmak ve üretmek zorunda.

Böyle tanımlayabildiğimiz varoluşu ve evrimi sürecinde insanın bireysel ve toplumsal gelişimini ve uygarlaşmasını belirleyen bir sürü faktör var.
İnsanın gelişimini genlerindeki yazılım, insan topluluklarının üretim biçimleri, toplumların hafızası, insanın varolduğu, yetiştiği çevre, toplum ve aile yapısı biçimlendiriyor.
Ancak, bunlar yanısıra insanları, onlar için tasarlanmış “profesyonel” bir eğitim de biçimlendiriyor. Eğitimin yapısı ve niteliği, bireyler yanısıra toplumların da tarihsel varoluş ve sürebilirlik biçimlerini belirliyor.

Bu belirleyiciler arasından, genlerimizi, tarihimizi, üretim biçimlerimizi, toplumumuzu, ailemizi bir kalemde değiştiremediğimize göre; en genel anlamı ile eğitim, bize verili olan yazgıyı değiştirebilmek için elimizdeki biricik denetlenebilir araçtır.

Günümüzün ve geleceğin bilgi toplumları arasında varlığını sürdürebilecek bir ülke olmak için, mümkün olan tüm kaynak ve yöntemleri kullanarak bu aracın yaygınlığını ve etkinliğini, yani Türkiye insanının eğitiminin niteliğini yükseltmek gerekiyor.

Ne var ki günümüzde bizler “Çağdaş Uygarlığın” (veya muasır medeniyetin) düzeyini yalnızca ekonomik göstergeleri ile yakalayabilmeye odaklanmış, yani ekonomik gelişmeye neredeyse aklımızı takmış durumdayız.
Ama bugünkü çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak, aynı zamanda Batı’da dört yüzyıl önce başlayıp süregelen aydınlanma sürecini de yakalamakla olabilecek. Yarın (kısmet olursa!) AB insanı ile birlikte yaşayacak, üretecek ve tüketeceğiz. Bu süreçte özgün kimliğimizi yitirmemek, o kimlikle onur duyarak gelişebilmek, hem de evrensel standartlara ayak uydurmak zorunda kalacağız. bunun için de çağdaş eğitime ihtiyacımız var.
Tarihinin bir çok döneminde, çok çeşitli amaçlar için seferberlikler ilan etmiş ülkemiz, artan nüfusu ve değişen dünya koşulları doğrultusunda artık eğitim konusunda da hedefine ulaşmalıdır.

Ülkemizin eğitim sorununun yalnızca düzgün okul yapıları yaparak çözülemeyeceğinin bilincindeyiz. Elbette, eğitim sistemi, süreleri, içeriği, eğitim araç ve gereçleri, eğitmen kadroları gibi bir çok zorlu sorunumuz var eğitim alanında. Ama öncelikle tüm bunları kapsayacak çatılara, çağdaş eğitim tesislerine ihtiyacımız var.
Bir eğitim tesisi gerçekleştirmeyi düşünüyoruz.
Dünyamızı, daha iyiye, daha güzele dönüştürmek için yapabileceğimiz en anlamlı işlerden birine girişiyoruz.
Bunu için öncelikle; bir işverene, onun kaynaklarına, bir işletme sistemine, bir arsaya, bir yapı programına, konuya değin bilgilere ve sonuçta bir mimari projeye ihtiyacımız var.
Yapıyı gerçekleştirdikten sonra da kullanıcılara teslim edeceğiz, yani eğitmenlere ve öğrencilere. Demek ki çalışmaya girişmeden önce onları da iyice tanımalı, gereksinmelerini, eğitimin yeni boyutlarını anlamalıyız.

İşverenimiz Devlet, Sivil Toplum Kuruluşu veya Özel Sektörden olabilir.
Eğitim ve Sağlık sektöründe yatırımları planlamak, gerçekleştirmek, “sosyal devlet”in asal görevlerinden. Bu görev, Anayasanın “Sosyal ve Ekonomik Haklar ve Ödevler” bölümünde tanımlanmış ve güvence altına alınmıştır. Ancak Devlet’in kısıtlı kaynakları büyük bir coğrafyaya dağılmış, kalabalık ve çok da zengin olmayan bir nüfus için bu sektörlerde tek başına yeterli olamıyor.
Açığı kapatmaya yönelik amaçlı vakıflar, özel şahıslar da artan bir oranda bu konulara ilgi duyuyor.

Amacımız, eğitim alanına bu kurum ve kişiler tarafından ayrılan kaynakları en doğru biçimde değerlendirebilmek, resmi-özel, tüm eğitim yapılarına aynı özenin gösterilmesini, aynı nitelik düzeyinde buluşmalarını sağlanmak olmalı.
Bir eğitim kurumunu tasarlar, projelendirir ve gerçekleştirirken, konuya değin özel bilgilere de ihtiyacımız olacak. Bütünden, ayrıntıya kadar danışmanlar, eğitimcilerle çalışılacak. Durmadan değişen (gelişen?) bir eğitim sistemine uyum gösterecek biçimde ve esneklikte yapılar yapılacak.

Yalnızca “merkezin” kararlarıyla değil, kendi iç dinamikleri ve kullanıcıların özel talepleriyle de değişen bir alanda çalışılacak.
Cumhuriyetin ilk yıllarında, gelişme, kalkınma seferberliğinin acelesi içinde hoşgörülebilecek olan, ancak artık, çağımızda kabul edilemeyecek bir yöntem olan tip proje ile okul yapıları üretme düşüncesi terk edilerek, özgün modeller, özgün çözümler aranacak.
Bunlar, nitelikli ve özgün bir mimari dil ile tasarlanıp uygulanacak.

Mimar olsun olmasın, her okuyucu, eğitim yaşamının en güzel, en zevkli yanlarını anımsıyordur. Zengin-yoksul, kırsal-kentsel, eski-yeni, özel-resmi hepimizin bir veya daha çok sayıda okulu oldu.
Ama, artık çocuklarımız için; ilkokulda resim derslerinde çizdiğimiz, sarı badanalı, kiremit çatılı, üç pencereli, dumanlı bacalı, alaturka tuvaletli, mozaik zeminli okullardan daha çağdaş ve sağlıklı mekanlar üretmeliyiz. Bir insanın kendi evinden yuvasından ilk ayrılığını yaparak gideceği yer, ilk işyeri; ilk arkadaşlıklarını, dostluklarını, emeği, heyecanı, sevgiyi, endişeyi taşıyacağı yer okuludur. Bu mekanların daha çağdaş daha sağlıklı, daha çekici, daha teknolojik, daha neşeli olması için hem mimarlar, hem de eğitim sektörünün tüm çalışanları ellerinden gelenden daha fazlasını, daha iyisini üretmelidir.

Son bir not: Bir okul projesi çalışmamız öncesinde, ABD’de 20-25 okul ve okul inşaatı gezme olanağımız oldu. Bu ülkenin silahlanmaya ayırdığı bütçenin bir kaç katını hala eğitime ayırdığını görünce, bizimki gibi nüfusu daha genç ve kaynakları daha kısıtlı ülkelerin eğitim geleceği açısından endişe duyduğumuzu belirteyim. Tüm Batılı ülkeler eğitim tesisleri için, ketlerin en değerli, en güzel, en sağlıklı, en yeşil yerlerini ayırıyor. Sonra buralarda büyük kaynaklar harcayarak (metrekare başına 800- 1000 Dolar gibi/ bu rakam Türkiye’de yaklaşık 200- 300 Dolar’dır) yüksek mimari nitelikli, zengin donanaımlı okullar gerçekleştiriyor.

Eğitim sektörü, mimarların tüm bilgi ve becerilerini dökmeye değecek bir alandır ve kendini en hızlı olmasa da, en verimli biçimde geri ödeyecek olan bir yatırımdır.